
FAS/MAROKKO 1981

Ülke: Fas
Resmi dili: Arapça
Yerel Diller: Berber (Ülkenin doğusunda ve Atlas
Dağları civarında konuşulur.)
Őnemli diller: Fransızca ve İspanyolca
Başkenti: Rabat
Nüfusu: 34 milyon
Yönetim: Krallık,(Monarşi)
Resmi dini: İslam
Yüzölçümü: 446.550 km²
Bağımsızlık: 2 mart 1956 (Fas, bu tarihe kadar
Fransızların egemenliği altındaydılar.)
Fas
adı: Arapçada “Maghreb”
anlamına gelen ‘’güneşin batıda (Afrika’da)
battığı en son yer,en son ülke” anlamına gelir.
Őnemli
şehir: Casablanca,Rabat,Fas,Marekeş,Tanger(Tanca),Agadir,Meknes
Sınırları; Kuzeyde İspanya,batıda Atlas
Okyanusu.güneyde ve doğuda Cezayir ile çevrilmiştir.
Tarihsel
açıdan Türklerle 1578-1650 yıllarında ilişkiler
olmuştur.Bu tarihlerde Cezayir ve Tunus Osmanlılar’a
katılmıştı.
FAS
İspanya’nın
güneyindeki Algeciras limanına geldiğimde uzunca bir kuyruk vardı.Kimileri
sırt çantalı kimileri özel araba, ya da o minibüse tıka basa
dolmuş Faslı gurbetçiler karşıya.Afrika kıtasına
geçmek için adeta bir yarış içindeydiler. Araba plakalarına
baktığımda Fransız, Belçika,Hollanda ve daha niceleri.Biz
de de görüldüğü gibi minibüslerin çatı bagajları bir dağ
gibi yükseliyordu.Liman çevresinde yorgunluktan uyuyanlar,öbek öbek yemek
yiyenler bilet için kavga gürültü edenlerle bir ana baba günüydü.
Kapıkule’den
arabayla hiç geçmedim.Galiba 80’li yıllarda bizim gurbetçi
vatandaşların hali buradakinin aynısı olsa gerek.Biran
evvel yuvaya kavuşmak….
Septa
Afrika’da Fas sınırları içinde bir İspanyol
şehri.Gişeler Faslılar ve öteki vatandaşlar şeklinde iki bölümden
oluşuyordu.Faslıların olduğu bölümde binlerce kişi
sıradaydı.Őtekiler yani Faslı olmayan diğer
turistlerin bölümünde hiç kimsecikler yoktu.Benim için bilet almak çok
basitti.Çok az İngilizce konuşuyordum.Fransızca ya da
İspanyolcam da yoktu.Bütün Faslılar çok iyi Fransızca konuşuyorlardı.Kim
bana birşey sorduysa hep yanıtsız bıraktım.
Bir
ağacın dibinde gölgede sıcaktan terlerimi kurularken bana
yönelik ziyaretler gittikçe sıklaşıyordu.Bir anda etrafımda
yüzlerce Faslı oluştu.Tek anladığım sözcük‘Ticket’ti.
Yani biletti.Herkes bana para uzatıyor ellerini açarak yalvarıp
yakarmaya başlamışlardi.Herkes yorgun argın bir
vaziyetteydiler. ‘Bana bir bilet alır mısın’demek istediklerini
çok geçmeden anlamıştım.Herkese yanıtım istemeyerek te
olsa ‘’HAYIR’’oldu.Birine yardım edeyim dedim bir anda etrafımda
binlerce insan oluştu.Kavgalar çıktı.Onlarca kişi zorla
bana bilet aldırtmaya çalıştı.Yakamı toplayıp
beni tehdit edenlerin sayısı gittikçe artıyordu.Bir çare bulmam
gerekiyordu, bu acınacak halime.Gitmekten vazgeçtiğimi söyleyemeye
çalışarak oradan uzaklaştım.80’li yıllar bütün
gurbetçiler için galiba vatana özlem yolunda çok zor bir yolculuktu.
Ertesi
gün hiçkimseyle konuşmadan doğru vapur bilet gişesine giderek
biletimi aldığım gibi bir anda kendimi vapura atıp
beklemeye başladım.Vapurdan limanı gözlemek ve insanlara
acımak hiç te elde değildi.Bu çile hiç te çekilecek gibi
değildi.
Vapurumuz
hareket etti.İlk kez Afrika kıtasına geçiyordum. Olanları
unutup bol bol Cebeli Tarık boğazını izlemeye başladım.
Aslında
İspanya Afrika’ya çok yakındı.Elini uzatsan değecek
gibiydi.Vapurdan heriki tarafı görmekte mümkündü.Birkaç saatlik vapur
yolculuğunan sonra Septaıa (Ceuta) geldik.Bu sehrin Afrika’da bir
İspanyol sehri olduğunu oraya vardığımda
anladım.Hani neredeydi bu Fas ülkesinin sınırı?…
Belediye
otobüsleri ile sehir dışındaki Fas sınırına
geldik.Bütün bunları önceden bilmiyordum.Faslılara ayak
uydurdum.Onlar nereye ben de oraya.
Ceuta İspanyol şehrinden Tetuan Fas sınırı çok
uzak değildi.Bu sınır bir Pazar yerine benziyordu.Yine binlerce
insan.Bu sefer de pasaportlara giriş için birbirlerini ite kalkan yine terlemiş azgın
suratlar.Sıcak olduğu için turist olduğum her halimden belliydi.Birkaç
kişi yanıma geldi ve bana büyükçe bir poşet uzattılar.Saf
saf eğilip şöyle poşetin içine baktım.Görebildiğim
kadariyle içinde sert içkilerin olduğu şişeleri gördüm.
-Bu
içkileri bizim için sınırdan geçirir misin?
-Kim?Ben
mi? ‘’Kusura bakmayın bu işi yapamam ‘’ dercesine
başımı gayet belirgin bir şekilde asağı yukarı
indirip indirip kaldırdım.Bu mimiklerim onların hiç te
hoşuna gitmemişti.Kafasını gözünü sallayan bu
kızgın suratlı kişiler bana adeta düşman gibi
bakıyorlardı.Oradan hemen uzaklaşmalıydım.Ama
nereye?.Sınırı da geçmek zorundaydım. Bu kişiler
artık beni tehdit etmeye başladılar.’’ Ya poşeti geçirirsin
ya da senin işin Tetuan şehrinde tamamdır.’’Polis!!, polis!!
diye
çığlıklar atarak soluğu bir anda kuyruğun en önündeki
polisin yanında buldum.’’ Polis Bey ‘’ demeye kalmadan elimdeki pasaporta
alacele giriş damgasını vurarak ‘’ülkemize hoşgeldiniz’’
dedi. Sınırı geçerek yola koyulan kalabalığa
katıldım.Tetuan şehrine geldiğimde ilk işim bir otel
bulmak oldu.Cebimde nakit para yoktu.Sadece seyahat çekleri
vardı.Günlerden Cuma günü.Nerede bu çekleri bozdurabilirdim acaba.Tabi ki
postanede. Evet hafta sonuna dek geldiği icin bu çekleri hiçbir yerde
bozdurmam mümkün değildi.Tek çare Pazartesi gününü beklemekti.
Ne yiyip
ne içecektim acaba.Gittiğim her otel nakit ödeme
yapamadığım için beni kabul etmedi.Her ülkede iyi insanlar tabi
ki eksik olmaz.
Yardımsever bir otel sahibi benim pasaport ve 300 dirhamlık
imzalı çekimi rehin alarak Pazartesi gününe dek otelde yeme ve konaklamama
izin verdi.
Bu ilk
Afrika gezim benim için hiç te iyi
başlamamıştı.Parasız pulsuz bir sokak avarelerine
benziyordum.Korkuyordum da.Hani o sınırdaki kişiler var dı
ya onlar da hiç aklımdan çıkmıyordu.Acaba beni tahip etmiş
olabilirlermiydi acaba?Cumartesi Pazar hemen hemen otelden hiç çıkmadım.Neredeyse
oturup
ağlayacaktım. ‘’Gülü seven dikenine katlanır’’ diye söylene
söylene kendi kendimi avutmaya
çalıştım.
Pazartesi
seyahat çekini bozdurdup tekrar pasaportumu elime aldığımda
derin bir soluk çekerek kendimi ilk kez bir daha özgür hissettim.Artık
kendime güven iyiden iyiye artmıştı.Şimdi dudaklarımda
ilk haykırdığım şey.’’MERHABA AFRİKA’’ oldu.
Bu ilk
gezimde çok zorluklar çektim.Eskiden sadece seyahat çekleri vardı.Ya da
nakit para.Şimdi bu zorluklar bir nebze olsun ortadan
kalktı.Artık bankomatikleri dünyanın heryerinde kullanabilirsiniz.Kesinlikle
yanınızda nakit para olsun.
FAS’TAN
KISA KISA
†Fas’ta her şehirde Fransızların yapmış
olduğu Fransız yeni şehir yerleşim bölümü ve eski Arap
yerleşim bölümünü görmeniz mümkündür.
†Eski yerleşim yerleri çok
dar sokaklardan oluşur.Labirent gibidir.Bütün alışverişler
genellikle MEDİNA denilen merkez yerlerde olur.
†Atlas dağlarındaki BERBER halkın oturduğu
yerleşim yerlerine mutlaka uğrayın.
†Sokaklarda sakin sakin gezmeniz adeta olanaksiz.Çünkü herkes mutlaka
size birşeyler satnaya kalkar.En rezili ise uyuşturucu madde
KİF’tir
†En ucuz lokantalar
medinedir.Mutlaka TAJIN kebabını denemenizi tavsiye ederim
†Rastgele özel arabaya binmekten
kaçının.Yoksa pasaportunuzdan ve paranızdan olursunuz.Tabi ki bu
durum dünyanın her yerinde geçerlidir,
†Bayanların tek
başına Fas’ta seyahat etmeleri galiba olanaksız olsa gerek.
†Eğlence yerlerini
genellikle Casablanca,Rabat ve Agadir gibi yerlerde bulabilirsiniz.
†Alkol, genellikle heryerde
yasaktır.Sadece lüks oteller ve ruhsatı olan eğlence yerleri
hariç.
†Mutlaka Marakeş sehrini
görün.Belki de kuzey Afrika’nın en güzel
kültürel bir şehridir.
†Marekeş’te sehrin
meydanı gece boyu eğlencelere tanık olursunuz.Őrneğin
müzik eşliğinde yılan oynatmalar.Ya da bütün gece yerel danslar.
†Kırsal yerlerde hersey elle
yenilir.Yer sofrası kurulur.Sabun ya da kaşık sırt
çantanızda olursa onları hemen kullanma olanağı
bulabilirsiniz.
†Marakeş’ten
anlaşabileceğiniz bir turist gurubu ile kuzey Sahara çölleri ile
tanışmanız mümkündür.
†Kırsal yerlerde köylülerin
kendi yaptıkları kift adı altındaki sigara ve benzeri tütün
içeceklerini kullanmayınız.
†Kahvelerde içilen yeşil
NANE adlı çok şekerli çayı tatmayı unutmayınız.
†’’Calaba’’ adı verilen
giysi o sıcaklarda sizi çok rahatlatabilir.(Bu Calabayı bu sahifenin
sag üst köşesinde görebilirsiniz.)
†Çoğu medineler bizde eski
Urfa sokaklarını çok andırır,
†Mutlaka pazarlık
yapınız.
†Marakeş’te gündüz sıcaklığı bazen 40-50
derece olabilir.


